Troia ve Yerellik…

İsmail ERTEN

Mimar, Troia Dostları Troia Müzesi Çalışma Komitesi Koordinatörü
ÇEKÜL Çanakkale Temsilcisi

 Arkeoloji yerelin ilgisine pek açık değildir. Turizm faaliyetini yürüten kişi ve kesimler ile bilimsel ve uzmanlık alanı dışına çıkması pek mümkün olmayan bir alandan ve değerlerden ibarettir. Ama kimlik arayışları son dönemlerde arkeolojik değerlere yerel ilgiyi artırmaktadır. Bu ilgi ticari, profesyonel ve resmi/akademik ilginin ötesine geçerek, yerel sivil toplum örgütlerini, sivil aktivistleri ve yerel yönetimleri de kapsar hale gelmektedir. Bu yazı, Troia arkeolojik değerinden hareketle, yaşanan olaylar ve konuları ele alarak “yerellik ve arkeoloji” meselesini irdelemeyi hedeflemektedir.

Baştan belirtmeliyiz ki, arkeolojik bir uluslararası değer olarak Troia’nın yereldeki değeri oldukça yüksektir. Bu değerleri yükselten eylemlerin bazılarını eylem pratiğinin zenginliğine örnek oluşturması için paylaşmak iyi olacaktır.

Arkeoloji Buluşmaları: Troia’nın yerel değerlerini yaygınlaştıran sivil eylem Arkeoloji Buluşmaları’dır. 10 yıldan bu yana Yalı Han’da yapılan buluşmalarda, Troia’nın yanı sıra tüm Troas bölgesinde kazı ve yüzey araştırması yapan uzmanların son ve güncel bulguları kentli ile buluşmaktadır. Bu projenin sahibi ise Troia Dostları adlı sivil inisiyatiftir.

Korfmann Kütüphanesi: 2005 yılından bu yana Troia Vakfı önderliğinde yapılan çalışmalar ciddi değerlerin yerelde açığa çıkmasına yol açtı. Bu eylemlerin başında Korfmann Kütüphanesi gelmektedir. 2007 Şubat ayında açılan, öncelikle M. Osman Korfmann’ın 6.000’i aşan arkeoloji yayınıyla başlayıp, ilave bağışlarla 20.000 yayını arşivinde barındıran Korfmann Kütüphanesi, en önemli Troia ve arkeoloji ihtisas kütüphanelerinden birisi haline gelmiştir. Kütüphane binası etkinlikler, arkeoloji dersleri, sergiler ve birçok yaratıcı eylemle, kentlinin önemli bir kültür mekânına dönüşmüştür. Bu proje de bir sivil vakfın önemli yerel çalışması olarak görülmelidir.

Troia Festivali: Öncelikle belirtmeliyiz ki, 1960’lardan bu yana Çanakkale’de yapılan festivalin adı Troia’dır. Son 10 yılda yapılan ilave ve değişikliklerle festivalin içine Troia daha fazla dahil edilmiştir. Troia, festivalin açılış mekânı olarak  fiziki anlamda, Homeros Bilim Sanat Kültür Ödülü ile de manevi bakımdan etkinlikle bütünleşmektedir. Festival Çanakkale Belediyesi’nin projesidir ve sürdürmeye ısrarlıdır.

Belediye Meclisi’nden katkı: Çanakkale Belediyesi Meclisi’nin Ekim 2011 gündemlerinden birisi Troia’ya yapılacak maddi katkıydı. 2012 bütçesine konulmak üzere 100.000 TL değerinde bir maddi katkıyı Troia başlığı altında yapma kararını Kasım 2011’de onaylayarak bütçelerine koydular. Üstelik oybirliğiyle. Projeye bağlı olarak, kazı ekibi ve Troia Vakfı ile birlikte kullanılacak bu değerin Troia üzerine çok önemli yararlar sağlayacağı öngörülebilir. Ayrıca bir belediyenin bir arkeolojik değere bütçesinden pay ayırması önemsenecek bir durumdur.

Yereli doğrudan ilgilendiren ve ilgili kesimleri daima peşinden sürükleyen bir başka eylem ise Troia müzesidir. Bu konuya daha fazla ve derin yer ayırmayı uygun gördük.

Troia müzesi ve gerekliliği

Troia müzesinin gerekliliği, 1990’lı yılların başlarına dayanır. Kentte hazine istekleri hep olagelmiştir. Bilinçli veya bilinçsiz bazı kitleler, dönem dönem esas hazinenin Troia’nın kendisi olduğunu es geçip, son 150 yılda 50 civarında müzeye yayıldığı söylenen Troia hazinelerini bu topraklara geri ister, kampanyalar düzenlerler. Bu kampanyaların birçoğu hüsrana dönüşür, keza bu hazinelerin sergileneceği bir müze bile yoktur. Bu Troia müzesinin yapılmasında ilk gerekçe gibi ortada durmaktadır. Yani bir müzede olması gereken Troia’ya ait buluntular, bu buluntuların sergilenmesi, bakımı, saklanması, depolanması, üzerinde çalışmalar yapılabilecek hale getirilmesi; dönemsel ve tematik sergilerle zaman zaman ilginç eylemler yapılması; konferanslar, bilimsel etkinlikler, sanat eylemleri, oyunlar vb. gibi olaylar kuşkusuz olmalıdır.

Fakat meselenin esası bir başka gerçeklikte gizlidir. Troia’nın bizzat kendisi müzeyi yapmayı gerekli kılmaktadır. Şöyle ki, Troia çok katmanlı bir höyük olması açısından anlaşılması çok zor olan bir arkeolojik kalıntıdır. Özellikle uzman dışı ziyaretçi ve turistlerin bu çok değerli eski çağ kentini algılaması için ek ve ilave araçlara, ifade biçimlerine ihtiyaç duyulmaktadır. Farklı kültür katmanları ve kentlerin olması Troia’nın rekonstrüksiyonunu (yeniden kurulmasını), ayağa kaldırılmasını da kısmen engeller, çünkü örneğin Troia 6 kentini ihya etmek ve canlandırmak, diğer kent ve kültür tabakalarını yok edebilir. Dolayısıyla müzede yapılacak ilave anlatım ve ifade biçimleri Troia’nın anlaşılmasını ve anlatılmasını kolaylaştıracaktır. Troia’nın bizzat kendisinden kaynaklanan bu gerçeklik, Troia müzesini gerekli kılmaktadır.

Bir başka gerekliliği atlamamamız lazımdır. Biliyoruz ki, Troia efsanesi ve mitolojisiyle ünlenmiş bir kenttir. Birçok zamanlarda bu mitoloji ve yazılı destan, Troia’nın kendisinden daha öne çıkmıştır. Bu özelliğini günümüze kadar taşımasında en önemli belge, kuşkusuz büyük ozan Homeros’un kaleme aldığı İlyada destanıdır. İlyada (ve Odysseia) destanları hâlâ bir deryadır. Üzerinde tonlarca araştırma, tez ve inceleme yapılmasına rağmen birçok yeni keşifler yapılmasını bekler. Böylesine bir destanın, dar bir uzman ve meraklı tarafından biliniyor olması ilgiyi daha da artırmaktadır. Tüm bunlar Homeros’un İlyada’sının popülerleşmesi ve toplumsal yaygınlığa kavuşması gerekliliğini ortaya çıkartıyor. Bu ifadelerin ve anlatıların yer alacağı mekân kuşkusuz bir müze olmalıdır. Troia müzesinin gerekliliğinin bence en heyecan verici meselesi bu olsa gerek.

Troia müzesinin proje çalışmaları bir noktaya geldi. Artık elimizde bir yarışmayla elde edilmiş fikir projemiz bulunuyor. Bu projenin, somut bir ürün olan yapıya dönüşmesi, risksiz bir inisiyatifi “iktidarların” üstlenmesine bağlıdır.

Bu sürece uygun düşecek en önemli kavramlar “şeffaflık” ve “katılımcılık” olsa gerek. Projenin tüm tasarım süreçlerinin ve uygulama aşamalarının şeffaf olarak örgütlenmesi, bilgi dağılımının demokratik bir şekilde paylaşılır olması ve karar süreçlerinin tüm ilgili kesimlerin katılımına açık olarak tasarlanması, başta yerel aktörler nezdinde tüm kesimlerin Troia müzesine bakışını meşrulaştıracaktır.

Birkaç son söz…

“Biz Çanakkale’de Troia’yı anlatırken yer yer kendimizden geçeriz.” Kentin ve tüm coğrafyanın sorun ve konularına doğrudan müdahale etmeyi “lüzumlu” görmüş sivil aktivistlerden bahsediyorum. Troia’yı bilmeyi ciddi bir entelektüel hedef olarak belirleyen ve bitmeden/ tükenmeden okuyup yazan bir kesimden bahsediyorum. Bugünlerde sürece, yalnızlığımızı giderecek yeni aktörlerin eklenmesi sevindiricidir: Çanakkale Belediyesi ve Merkezi Hükümet/Valilik/Kültür Bakanlığı. Sanırım kuşkularımıza rağmen, genelde her şey daha iyi olacak.

 

Makele İmajı: 
Makale Tagler: