Pera ve Dört Yol

Eda Uğur

Yüksek Mimar Restoratör 

 

Pera Bölgesi’ne 16. yy. dan itibaren yerleşmeye başlayan yabancı elçilikler bu bölgede yeni bir semt oluşturmuşlardır. Bu semtin oluşması da “Dört Yol” olarak tanımlanan bölgede gerçekleşmiştir. Dört Yol olarak bilinen bu bölge, bugünkü isimleriyle İstiklal Caddesi, Asmalımescit Sokağı ve Kumbaracı Yokuşu’nun kesiştiği noktadır. Sefarethanelerin birkaç tanesi dışında büyük çoğunluğu Galata Mevlevihanesi ile Galatasaray arasında kalan bölgede, genelde İstiklal Caddesi’nin Boğaziçi’ne bakan tarafında yer almaktadır. Dört Yol’un Boğaziçi’ne bakan kısmında yer alan sefarethaneler Fransız Sarayı, Rus Sarayı, Venedik Sarayı, Hollanda Sarayı, İsveç Sarayı ve Prusya Elçilik Binası’dır. Dört Yol’un Tarlabaşı yönünde yer alan sefarethaneler ise İngiltere Elçilik Binası (Pera House) ve Amerika Elçilik Binası’dır.

Pera ya da günümüzdeki adıyla Beyoğlu, kurulduğu dönemde Üsküdar kırlarını, Büyük Saray’ı kapsayan geniş bir panaromaya sahip, çok güzel konumda bir dış mahalle idi. Semtin isminin Yunancada “karşı yaka”, “öte” anlamındaki “Pera” kelimesinden geldiği bilinmektedir. Aslında Pera kelimesi İstanbullu Rumlar tarafından limanın ötesindeki Galata kıyılarını da kapsayan bölge olarak kullanılmaktaydı. Fakat Avrupalılar bu kelimeyi üzüm bağlarından oluşan Pera bölgesi için “Pera Bağları” şeklinde bir ifadeyle kullanmışlardır. Türklerin kullandığı Beyoğlu kelimesinin ise bir “bey”in oğlunun bölgede yaptırdığı konaktan kaynaklandığı bilinmektedir. 15. ve 16. yy. da “bey” olarak tanınan kişi İstanbul’da zengin bir tüccar olarak tanınan Venedik balyosu Andrea Gritti’dir. Andrea buğday ticaretinden kazandığı servet ile “Pera Bağları”nda büyük bir konak yaptırır. 1490 doğumlu büyük oğlu Alvise de ticaretle uğraşır ve kazandığı servet ile babasının konağını daha görkemli bir hale getirir. Yakın dostu olan sadrazam İbrahim Paşa sayesinde kısa sürede Osmanlı dış politikasına yön veren kişilerden biri olmuştur. Kaynaklara göre Kanuni Sultan Süleyman’ın bile bu görkemli konağa gelip sadrazam İbrahim Paşa ve Alvise Gritti ile birlikte dış politika hakkında uzun uzun konuştuğu belirtilmektedir. Gritti ailesi bugün unutulmuş olsa da Beyoğlu olarak bilinen Alvise Gritti bu semte ismini veren kişidir. Bu ünlü Beyoğlu Sarayı’nın yeri kesin olarak bilinmesede bazı kaynaklarda Sadrazam Ayas Paşa’nın büyük arazisine komşu olduğu, 1573-1578 yılları arasında İstanbul’da yaşayan Stephan Gerlach’ın notlarında ise Tophane üzerinde Defterdar Yokuşu’na yakın bir bölgede sarayın kalıntılarının olduğunu ve bu araziye ileride Müneccimbaşı Takıyeddin Efendi tarafından yapılacak gözlemevinin yer aldığı yazmaktadır.

Semt 16. yy. ın ilk yarısında Matrakçı Nasuh’un minyatüründe de göründüğü gibi içinde az sayıda binanın bulunduğu bağlık bahçelik bir alandı. Bu semtin gelişmesinde milat 1535 yılında Osmanlı İmparatorluğu’nun Fransa’ya bu bölgede yerleşme izni vermesi ile başlamış, 19. yy. da ise semt en parlak çağını yaşamıştır. 16. yy. a kadar Galata’da olan elçilikler bu yüzyılın sonlarına doğru, verilen bu izinle birlikte bölgeye taşınmışlar, Fransa’nın ardından Venedik ve İngiliz Devletleri de Pera bölgesine yerleşmişlerdir. Elçiliklerin taşındığı dönemde bu bölgedeki başlıca yapılar; Acemioğlanlar Kışlası olarak kullanılan Galatasaray Lisesi, Galata Mevlevihanesi, Şahkulu Mescidi, Asmalı Mescit ve Ağa Camii idi. Bu yapıların dışında bölgede küçük Türk yerleşimleri de bulunuyordu.

Semte yerleşim 16. yy. da başlasa da 19. yy. a kadar birkaç sefarete bağlı gelişen sınırlı bir nüfusu oluşturabilmiştir. Sultan III. Selim (1789-1808) döneminde bu bölgedeki ilgiyi arttıran sebeplerden biri olarak Batılı devletlerle ilişkilerin yoğunlaşması sayılabilir. Yine ardından gelen Sultan II. Mahmud  (1808-1839) Dönemi’nde de yapılan reformlarla bölgenin önemi daha da artmıştır. Asıl hareketin başladığı 19. yy. da hareketin başlangıcı Tanzimat Fermanı’dır. Azınlıklara sağlanan haklar ile ellerindeki paraları daha iyi değerlendiren bu grup, bölgeye binalar yaptırıp köklü olarak yerleşmeye başlamışlardır. 1856 yılındaki Islahat Fermanı ile de bu haklar daha da genişletilerek devletin tüm kadrolarında orduda, resmi kurumlarda memuriyetlerde üst kademelere kadar yükselme gibi birçok izinler verilmiştir. Bu kapsamda devletten izin almadan kilise, okul vs. gibi resmi kurumların yapım ve onarımlarını gerçekleştirebileceklerdi.

Pera’da, birbirinden farklı dört grup, Rumlar ağırlıklı olmak üzere, Ermeniler, Museviler ve bu bölgede azınlıkta olan Türkler, farklı bir dengede bir arada yaşamakta idi. Yerli halk ile Avrupalılar arasındaki alışveriş; kültürel, ticari ve kimi zamanda evlilik anlamında gerçekleşmiştir. Fakat alafranga hayat tarzı olarak kabul edilen bu yaşam biçimine yerli halkın katılması yabancıları her zaman rahatsız edip bu taklitçilik birçok gezginin notlarında belirtildiği üzere alay konusu olmuştur. Gezgin ve sanatçıların günümüze ulaşan anılarında Pera’daki insanların Türkçe, Fransızca, İtalyanca, İngilizce, Almanca dillerini bir arada kullandıklarını ve bu farklı kültürlerin bir arada yaşaması sonucu semtin Perot denilen sadece bu bölgede konuşulan bir dili dahi oluştuğu yer almaktadır. Burada yaşayan birçok insanın sefarethanelerde çalıştığını ve yabancı okullarda eğitim gördüğünü, çoğunun Türkçeyi hiç öğrenmediğini ya da çok geç yaşta öğrendiklerini belirtmektedirler. Levantenlerin devlet yönetiminde çalışanları ise Avrupa ülkelerindeki Osmanlı elçiliklerinde görevlendirilmek üzere kendi ülkelerine gönderilmektedir. Elçiler diplomasi çalışmaları dışında zamanla siyasi alanda da faaliyet göstermeye başlamışlar ve bu faaliyetleri Osmanlı İmparatorluğu’nda yaşayan gayrimüslimler ile birlikte yürütmüşlerdir. Osmanlı’da yaşayan gayrimüslimler ile Avrupalılar arasında oluşan din, dil dışındaki ortak menfaatler, Osmanlı İmparatorluğu’nun gücünün azaldığı dönemde daha da güçlenmiş ve bir fırsat haline dönüşmüştür. Elçiliklerde çalışan Rum, Venedik ve Ceneviz asıllı ailelerden gelen beratlı tercümanların zamanla beratlı tüccara dönüştükleri de bilinmektedir. Ticaret ve bankacılıkla uğraşan bu yabancı grupların zenginliği günden güne artarak devlete borç verecek kadar yüksek seviyeye ulaşmıştır.

Pera bölgesinin en parlak dönemi olan 19. yy. da semtin gelişmesinde başrolde Levantenler yer alıyordu. Levantenler İstanbul’a gelerek yerli ya da yabancı gayrimüslimlerle evlenerek yerleşen İtalyan kökenli Avrupalılardır. Bölgede bu kadar yabancı grup yer alırken Müslüman kesim azınlıkta kalıyordu. Semtin nüfusunu ağırlıklı bölümünü oluşturan Osmanlı İmparatorluğu içindeki bu yabancı kesim, kültürel, sosyal ve yaşam biçimleri yönünden Türk halkından oldukça farklı bir yapıya sahipti. Burada yaşayan Levantenler ve azınlıklar sahip oldukları geniş olanaklarla Pera bölgesini her yönden oldukça yüksek bir seviyeye taşımışlardır. Bölge adeta bir Avrupa başşehri görünümündeydi. Gerek binaları, insanları, kılık kıyafetleri, eğlence hayatları, otelleri, mağazaları, restoranları, gerekse o dönemde kısıtlı olan iletişimin ileri seviyede olduğu postane ve telgrafhaneleriyle çok farklı ve zengin bir yapısı vardı. İstanbul içindeki semtlerle iletişim zor sağlanırken, Avrupa ile telgraf trafiği oldukça hızlı idi. Mimari anlamda; elçilik saraylarını merkez alan birçok görkemli yapıları, dekorasyon örneklerini burada bulmak mümkündü. Yine kültürel anlamda İtalyan ve Fransız tiyatroları ile Avrupa’dakileri aratmayan pastane ve kafeler yer almaktaydı. Avrupa’daki birçok ünlü mağazanın şubeleri Pera bölgesinde Büyük Pera Caddesi’nde özenli dekorasyonları ile müşterilerine kapılarını açmıştı. Gece eğlenceleriyle adından söz ettiren Pera’da tiyatro (İtalyan Naum Tiyatrosu) ve konserler dışında balo ve davetler de sefarethanelerin balo salonlarında yapılmakta idi. Ayrıca semt bu kutlamalara ilaveten padişahların tahta çıkış törenleri de eklenerek Cadde-i Kebir’in süslenmesi ile daha gösterişli bir hale getirilmiştir. Bu dönemde padişahların batılı kültür ve eğitime verdikleri önem gitgide artarak, Sarayın tarihi yarımadadan Pera’ya yakın bir bölgeye, Dolmabahçe sahiline gelerek bu hareketli kış aylarını burada geçirmesine sebep olmuştur.

Beyoğlu’ndaki yeni yapım faaliyetlerinde Levanten ve gayrimüslim olan mimarlar etkin bir şekilde çalışmışlardır. Birçok konut, pasaj, kilise gibi yapıların dışında önemli sefarethanelerin de proje ve uygulama aşamalarını yürütmüşlerdir. Pera’daki yapılaşmanın sefarethaneler ve bu merkez etrafında oluşan yoğunlaşma ile gerçekleştiği düşünüldüğünde mimari üslubun belirlenmesinde ağırlıklı olarak bu anıtsal binaların büyük rolü olduğu açıktır. Bölgede neoklasik üslup baskın olarak dikkat çekmektedir. Bu üslubun yaygınlaşmasına neden olan sefarethaneler büyük arazileri içinde din ve eğitim kurumlarını da içine alarak ayrı birer dünya oluşturmuşlardır.

Bölgedeki konut mimarisine genel olarak baktığımızda ise, dar parselasyon sebebiyle direk sokağa açılan giriş kapıları, üst katlarda da diğer katların devamı şeklinde pencere düzenleri ve arka cephede küçük taşlıkları tipik semt konutlarının özelliklerini içermektedir. 19. yy. da kâgirleşen semte ait eski ahşap yapıların bir kısmı günümüze ulaşabilmiştir. Ara sokaklardaki dar parsellerdeki yapıların yerine arsalar boşaldıkça daha yüksek katlı apartmanlar yapılmıştır. İstiklal Caddesi üzerinde ve köşe parsellerde yer alan görkemli örnekler dışında, ara sokaklar da yörenin özgün yapı örneği arasına giren kapalı ya da bir tarafı açık bir avlu etrafında çok sayıda daireden oluşan, oranları ile bir yapı adası büyüklüğünde büyük konutlarda yer almaktadır. Görkemli cephe ve kitleleriyle anıtsal konut örneklerini oluşturan bu yapıların bazıları bu ailelerin adıyla anılan yapılardır. Yine bölgenin konut örnekleri arasında rastlanan diğer bir grup, sıraevlerdir. Bu ev tipi, dönemin üslup özellikleri açısından Batılı biçimlere en çok bağlı kalan örneklerindendir.

Kentsel planlama anlamındaki değişim 1870 yılındaki büyük Pera yangınıyla semtin fiziksel anlamda büyük bir yıkıma uğramasıyla başlamış, bu yangın sonrasında yapılan binalar ve yeni yerleşim ile daha sağlam ve zengin bir görünüme kavuşmuştur. Semtin yeniden düzenlenmesi, kâgirleştirilmesinin önemli adımlarından biri olmuştur. Bugün Beyoğlu’nda gördüğümüz anıtsal yapıların çoğu bu yangından sonra yapılan taş, döküm demir iyi malzeme kullanılarak yapılan binalardır. Yangın sonrasından I. Dünya Savaşı Dönemi’ne kadar olan bu dönem Pera’nın en nezih ve seçkin dönemini oluşturmaktadır. Bu dönemde kagir yapı dokusunun oluşması sırasında İtalyan işçilerin bölgeye göçü gerçekleşmiştir ve kagir yapıların inşası sırasında İtalyan mimar, kalfa ve işçiler çalışmıştır.

I. Dünya Savaşı sonrasında İstanbul’a özellikle Pera Bölgesi’ne gelen muhacirler bölgeye kıtlık, karaborsa ve sefalet getirdiler. 1917 yılındaki Rus devrimi ile buraya kaçan Ruslar, semtin havasını farklı bir yönde geliştirmişlerdir. Bölgenin eski parlak dönemleri geride kalmıştır.

1927-1929 yılından itibaren semti oluşturan elçiliklerin Ankara’ya taşınması ile Pera’yı oluşturan gruplar yok olmaya başlamış ve II. Dünya Savaşı’nın başlangıcına kadar sakin bir semt olmuştur. II. Dünya Savaşı’nın tarihlendiği dönemde Pera bölgesi seviyesiz eğlence yerlerinin ve randevu evlerinin hızla arttığı bir dönem olmuştur. Bu eğlence yerlerinden sadece birkaçında dönemin ünlü sanatçılarının çalıştığı gazinolar yer almakta idi. (Kristal, Belediye, Tepebaşı ve Cumhuriyet Gazinoları) 1942 yılındaki Varlık Vergisi, 1947-1949 yılları arasında İsrail Devleti’nin kurulması ile Musevilerin göçmeleri, 1955 yılındaki 6-7 Eylül olayları sonrasında devlet güvencesinin olmadığı gerekçesiyle yabancı nüfus ülkeyi terk etmiştir. 1960’lı yıllarda semt ülkeden ayrılan yabancı nüfusun yapılarının tamamıyla boş kalması sonucu bakımsız kalarak harap hale gelmiştir. Bu boşluktan faydalanan bir takım gruplar binaları işgal etmişlerdir.  1980’li yıllardan itibaren siyasal gelişmeler neticesinde şehirde yapılan imar çalışmaları sonucunda Tarlabaşı’nda birçok yapı yol açılması sebebiyle bilinçsiz bir şekilde yıkılmıştır. 1990’lı yıllardan itibaren semtteki canlanma; eski yapıların, içinde birçok ünlü sanatçıların da bulunduğu kişiler tarafından satın alınmasıyla artmıştır. Yapılan restorasyonlar sonucunda kafelerin, restoranların, tiyatroların, otellerin yeniden bölgede hizmet vermesi ile bölge eski canlılığına kavuşmaya başlamıştır. Eski adıyla Grand Rue Pera bugünkü adıyla İstiklal Caddesi Tünel’den Taksim’e kadar yaya aksına dönüştürülüp, bu hatta işletilmeye başlanan nostaljik tramvay hattı ile eski havası yakalanmaya çalışılmıştır. Bu tarihten itibaren Beyoğlu’ndaki bu değerli kültür varlıklarının koruma bilinci yerleşmeye başlamıştır. Günümüzde de bu bilincin ayakta tutulması için çalışmalar yapılmaktadır.

Tüm bu tarihsel gelişmeler ve tespitler neticesinde; Dört Yol Bölgesi’nin bir çekirdek nokta olduğunu, 16. yy. da bu bölgeye ilk yerleşim izni alan Fransız Sarayı’nın diğer sefarethaneleri ve yabancı kesimi bölgeye çekmesi ile Pera’nın sosyal, kültürel, mimari gibi birçok alanda yeni bir kimlikle oluştuğu görülmektedir. Aynı şekilde bölgenin oluşumunu sağlayan sefarethanelerin başkent Ankara’ya taşınması ile Pera’nın kimliğini kaybettiği aşikârdır. Bugün itibariyle bu kaybedilen ruhu canlandırmak imkansız olduğu gibi çok doğru bir yaklaşım da olmayacaktır. Önemli olan geçmiş ve gelecek ruhu harmanlayarak bugünü yakalamaktır. Bu aşamada yapılması gereken birçoğu yabancı devlet himayesindeki yapıların, bağlı bulundukları devletler tarafından daha paylaşımcı ve dışa dönük bir yaklaşımla araştırmacılara açık tutularak kapalı birer kutu olmaktan çıkarılmasıdır. Her yönüyle tarihi birer belge niteliğindeki bu bölge ve bölgeyi oluşturan yapıların gelecek nesilleri de ışık tutması amacıyla koruma ve restorasyon çalışmalarının aslına sadık kalınarak, periyodik olarak yapılması ve ilgili kurumlarca denetlenmesi koruma ve yaşatma anlamında yapılması gereken esas bir davranış olacaktır.

 

EDA UĞUR-Yüksek Mimar Restoratör

Kaynaklar;

Akın, Nur, 1998. 19. yüzyılın ikinci yarısında Galata ve Pera, Literatür Yayıncılık, İstanbul.

Akın, Nur,  1994. “Beyoğlu”, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, Türkiye Ekonomik ve Tarihsel Kültür Vakfı Yayınları, İstanbul.

Altıntaş, Zergün, 1987. Pera’daki Elçiliklerin Oluşumu ve Mimari Biçimlenmesi, Hacettepe Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Doktora Tezi, Ankara.

Arslan, Necla, 1992. Gravür ve Seyahatnamelerde İstanbul: 18. yüzyıl sonu ve 19. Yüzyıl, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür İşleri Daire Başkanlığı, İstanbul.

Arslan, Necla, 1992. Gravür ve seyahatnamelerde anıtsal yapılarıyla İstanbul (18. Yüzyıl sonu ve 19. Yüzyıl), Mimar Sinan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Arkeoloji ve Sanat Tarihi Anabilim Dalı, Batı Sanatı ve Çağdaş Sanat Programı,  Doktora Tezi, İstanbul.

Cezar, Mustafa, 1991. XIX. yüzyıl Beyoğlusu, Ak Yayınları, İstanbul.

Cosimo Comidas de Carbognano; çev. Özbayoğlu, Erendiz, 1993. 18. yüzyılın sonunda İstanbul, Eren Yayıncılık, İstanbul.

Çelik, Zeynep, 1998. 19. yüzyılda Osmanlı başkenti: değişen İstanbul, Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı Yayınları,İstanbul.

Emiroğlu, Münevver, 2000. Bir Beyoğlu Fotoromanı, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul.

Makele İmajı: 
Makale Tagler: